February 18, 2018

Yaşa Göre Kitap Seçimi

(Babamın web sitesi için hazırlamıştım, burada da paylaşayım dedim.)

Çocuğunuzla birlikte kitap okuma alışkanlığı kazanmak için hiçbir zaman erken ya da geç değildir. Doğduğu günden itibaren ona kitap okumaya başlayabilirsiniz. İlk yılları kaçırdıysanız da önemli değil; hemen, şu anda bu alışkanlığı birlikte, keyifle oluşturabilirsiniz. Kitaplar sayesinde çocuğunuz çok şey öğrenecektir ama en güzeli birlikte güzel bir anı paylaşmak, farklı maceralara yelken açmak ve bu şekilde daha da yakınlaşmak olacaktır. Bunun dışında;
  • Kitaplar çocuğunuzun farklı canlıları, farklı hayatları, farklı yerleri tanımasına yardımcı olur, ufkunu genişletir.
  • Kitaplar çocuğunuzun merakını uyandırır, hayal gücünü genişletir.
  • Kitaplar sayesinde çocuğunuzun kelime haznesi genişler, dil kullanma becerisi artar.
  • Yapılan araştırmalar gösteriyor ki kitaplar yalnızca dil becerisi değil entelektüel gelişimi ve matematik becerisini de artırır.
  • Kitaplar çocuğunuzda yazı farkındalığı oluşturur ve vakti geldiğinde zorlanmadan okumaya başlar.
  • Kitap okumayı aile rutininizin bir parçası haline getirirseniz, çocuğunuz kitap okumanın bir ödev ya da görev olarak değil sevilecek eğlenceli bir aktivite olarak görecektir.
Tabii bunun için çocuğunuzun yaşına uygun kitaplar seçmek çok önemlidir. Bir de her şeyde olduğu gibi bebeğinizin bir alışkanlık kazanmasının en kolay yolu sizi bunu yaparken görmesidir. Bebekler ebeveynlerini taklit yoluyla hayata hazırlanır. Örneğin ebeveynlerin elinde ne görürlerse onu isterler. Kendi önüne konan yemekleri değil de anne babalarının yedikleri yemekleri yerler, ellerine verilen oyuncağı değil de anne babalarının ellerindeki şeyleri isterler. Hayatta kalabilmeleri için içgüdüsel olarak anne-babalarını takip etmeleri gerektiğini bilirler. O yüzden, bebeğinizle birlikte olduğunuzda, elinizde telefon ya da ipad varken onun tek başına oyuncaklarla ya da kitaplarla vakit geçirmesini beklemek boşuna olur. Bebeğinizin kitaplarla vakit geçirmesini istiyorsanız sizin de kitaplarla vakit geçirmeniz önemlidir. Okul öncesi dönemde kitap seçerken dikkat etmeniz gereken noktalar yaşa göre çeşitlidir. Fakat ortak nokta, çocukların kitapları sizin artık o kitabı yırtıp atmak isteyeceğiniz noktaya kadar okutmakta ısrarcı olmaları olacaktır. Bu yüzden seçtiğiniz kitapların kaliteli olmasına, iyi yazarlar ve iyi çizerlerin ellerinden çıkmış olmasına özen gösterirseniz kendiniz ve çocuğunuza kitap okuyan diğer aile bireyleri için de iyilik yapmış olursunuz. Bir de unutmayınız, kitaplardaki metinler henüz pek gelişmemiş olsa da görseller çocuğunuzun sanat zevkinin şekillenmesinde rol oynayacaktır; bu yüzden kitap seçerken illüstrasyonlar da önem kazanır.  


0-1 Yaş Bebek Kitapları

Bu dönemde bebekler her şeyi elleriyle ve ağızlarıyla tanımak isterler. Dolayısıyla bebeğinizin eline vereceğiniz kitapların dokunma duyusuna hitap etmesi önemlidir. Bir de görme yetileri gelişme aşamasında olduğu için karışık illüstrasyonlar yerine bir sayfada tek bir objenin resminin olduğu kitaplar tercih edilebilir. Bu dönemde kitap seçerken önemli bir kriter de bebeğiniz ağzına götürdüğünde parçalanmamasıdır. Bu yüzden, bu dönemde bebekler için özel üretilmiş karton ya da bez kitapları tercih edebilirsiniz. Bu yaş grubu için kitap önerileri:
  • Pearson Yayınlarının hazırladığı "Bebek Dokun ve Hisset", "Bebek Dokun Öğren" serileri
  • Doğan Egmont Yayınlarının hazırladığı "Çek Bırak - Hayvanlar" ya da "Tüylü Dostlar" gibi karışık görsellerin olmadığı kitapları tercih edebilirsiniz.
Bebeğinizle birlikte bu kitaplara bakıp sayfaları çevirip gördükleriniz hakkında sohbet edebilirsiniz. Tabii yalnızca bebek kitaplarıyla sınırlı kalmanız gerekmez. Hatta piyasada bulunan Renkler, Şekiller, Sayılar gibi yalnızca öğretme kaygılı bebek kitaplarına alternatif olarak, kendi sevdiğiniz kitaplardan bölümler okuyabilir, kendi sevdiğiniz masalları anlatabilirsiniz. Sizin sesinizi duymak bebeğinizi rahatlatacaktır.  



1-2 Yaş Kitapları

Bu dönemde bebekler araştırmayı, yeni şeyler keşfetmeyi, düğmelere basıp onların ne işe yaradıklarını görmeyi, işaret etmeyi, parmaklarını bir şeylerin içerisine sokmayı çok severler. Bu dönemdeki favorileri genellikle kapakçıklı kitaplar ve delikli, düğmeli, müzikli kitaplar olacaktır.

Kapakçıklı Kitaplar:  
Bu dönemde bebekler ce-ee oynamaya bayılırlar. Defalarca bıkmadan o tanıdık yüzü görmek için örtüyü ya da ellerinizi çekerler. Bu kapakçıklı kitaplar da onlar için bir nevi ce-ee oyununa benzer. Bıkmadan usanmadan kapakçıkları kaldırır, saklanan resmi bulunca her defasında aynı coşkuyla sevinirler. Julia Donaldson'ın kafiyeli metninleri ile daha da zevkli hale gelen Meşe Palamudu Ormanı'ndan Masallar serisi bu yaş grubu için çok eğlenceli olacaktır.  






Delikli Kitaplar İşaret etmeyi, parmaklarını bir yere sokmayı seven çocuklar için Pötikare Yayınlarından çıkan delikli kitaplar serisi çok iyi hazırlanmış. "Senin Sesin Hangisi?" kitabında değişik hayvanların seslerini çıkarırken birlikte eğlenebilir, "Dönen Tekerlekler" kitabında farklı tekerlekli taşıtları tanıyabilirsiniz. Bir başka önemli delikli kitap da Eric Carle'ın "Aç Tırtıl"ıdır. Bu kitap 1969 yılında yayımlanmış, 30'dan fazla dile çevrilmiş ve bir klasik haline gelmiştir. Hem sanatsal hem eğitici değeri yüksek, hem de oldukça eğlenceli bir kitaptır.




Müzikli kitaplar İş Bankası Yayınlarından Orman Orkestrası serisi meraklı parmaklar için çok iyi tasarlanmış bir seridir. Kaotik duyulan dijital müzikli kitaplardan farklı olarak bir bütünü oluşturan enstrümanların sesleri 1 yaş çocuklarının algılayabileceği derecede basit bir şekilde ayrı ayrı kaydedilmiş. En sonunda tüm enstrümanları birlikte bir orkestra olarak dinleme seçeneği parçaların bir araya geldiğinde bir bütünü oluşturmasını, güzel bir uyum yakalamasını gösteriyor.



Rutin/Ritüel Kitapları 1 yaşından sonra bebeğiniz artık rutinleri öğrenmeye başlar. Siz "Dışarı çıkıyoruz" dediğinizde ayakkabılarını ve ceketini getirir, "yemek zamanı" dediğinizde sandalyesine doğru gider. Bu yüzden bu dönemde oluşturmak istediğiniz rutinleri/ritüelleri kitaplarla destekleyebilirsiniz. Genellikle uyku rutinlerinin resmedildiği kitaplar ebeveynler tarafından daha çok tercih edilir ve fakat siz önem verdiğiniz diğer rutin ve ritüellerle ilgili kitapları da bu dönemde tercih edebilirsiniz. Uyku rutini için kitap önerisi: Ayıcıkların Uyku Vakti / Georgie Birkett      



2-3 Yaş Kitapları

2 yaşındaki çocukların çoğu --henüz tam konuşamasalar da-- yüzlerce kelimenin anlamını bilir, basit sıralı komutları anlar ama her zaman yerine getirmeyi tercih etmeyebilir. Bu yaşın asıl özelliği, kendisinin birey olduğunun farkına varması ve kendi dışındaki insanlara karşı merak duymasıdır. Özellikle kendisi gibi küçük insanlar ya da yavru hayvanlarla ilgili hikayelere ilgi gösterir, buradaki kahramanların isimlerini öğrenir ve onların küçük sıralı öykülerini takip edebilir. Bu yaş grubu için kitap önerileri:
  • Bir Kocaman Eşşek / Annemarie Van Haeringen, Rindert Kromhout (Can Çocuk)
  • Prinç Lapası ve Küçük Ejderha / Feridun Oral (Yapı Kredi Yayınları)
  • Seninle Ben Küçük Ayı / Martin Waddell (Kır Çiçeği Yayınları)
  • Gergedanlar Krep Yemez / Anna Kemp (Pearson)
  • Şuşu Serisi / Yıldıray Karakiya, Başak Günaçan (Redhouse Kidz)
  • Kağıt Bebekler / Julia Donaldson, Rebecca Cobb (İş Bankası Kültür Yayınları)
  • Elmer / David McKee (Mikado Yayınları)
  • Bekçi Amos'un Hastalandığı Gün / Philip C. Stead (Yapı Kredi Yayınları)
   


3-5 Yaş Kitapları

Bu dönemde dil becerisi iyice gelişen çocuklar dilin şiirsel kullanımını, tekrar eden metinleri çok severler. Bu yaş grubu için kafiyeli anlatım içeren kitapları tercih edebilirsiniz. Ayrıca sohbet etmeye de bayılırlar, bu yüzden ayrıntılı resimlerin olduğu kitaplar da bu yaş grubu için idealdir. Bu yaş grubu için kitap önerileri: 30'dan fazla dile çevrilmiş ve adeta bir klasik haline gelmiş Gruffalo (Tostoraman / Yayazula) kitabının yaratıcıları Julia Donaldson ve Axel Scheffler ikilisinin yazıp resimlediği kitaplar bu yaş grubunun en sevdiği kitaplar olacaktır:

  • Pırtık Tekir
  • İyi Yürekli Dev Memo
  • Minik Salyangoz Pepe ile Dev Balina Zeze
  • Zogi ve Uçan Doktorlar
  • Yayazula
  • Yayazulanın Çocuğu
  • Minik Balık Okyanus Macerası
  • Zogi ve Uçan Doktorlar




Tekerlemelere meraklı, değişik sesler çıkarmayı seven, her tür duygusunu coşkuyla yaşayan bu yaş grubu çocukları için Tülin Kozikoğlu'nun yazdığı ve Sedat Girgin'in resimlediği "Leyla Fonten" serisi de çok eğlencelidir.
  • İnatçı Kirpi Mina
  • Sabırsız Sinek Feza
  • Öfkeli Örümcek Rıza
  • Kısanç Kurbağa Eda
  • Tembel Balık Sefa
  • Korkak Kuş Sema
  • Bilmiş Fare Tuna
  • Mutsuz Kedi Dila


4 yaşına geldiklerinde çocuklar artık daha kompleks metinli cümleleri anlayabilir, hayal dünyasına dalıp arkadaşlarıyla birlikte canlandırma oyunları oynayabilirler. Bu yaş grubunun bir özelliği de çok fazla soru sormalarıdır. 4 yaşında günde 400 soru sorma kapasiteleri vardır. Yaş ilerledikçe soru sayısı da azalır. Ama 4 yaş grubu soruları, her zaman cevap almak için değil, kendi düşüncesini geliştirmek için de sorar. O yüzden her sorduğu soruya ciddi bir yanıt vermeniz gerekmez. Hatta bu şekilde cevap vererek onun felsefi düşünme yeteneğini engellemiş olursunuz. O yüzden bu yaş grubu soru soruyor diye hemen gidip düz bilgi içeren kitaplar almak iyi olmayacaktır. Daha çok soru sormasını ve "Bu konuda sen ne düşünüyorsun?" diyerek kendisinin yanıt vermesini teşvik edebilirsiniz. Bu yaş grubu için en güzel kitaplar hayal dünyasında yolculuğa çıkan, farklı maceralara yelken açan kitaplar olacaktır.

  • Neyse ki, Ne Yazık ki / Michael Foreman (Kır Çiçeği Yayınları)
  • Fare Evi Sam ile Julia kitapları / Karina Schaapman (Büyülü Fener)
  • Vesta-Linnea Serisi / Trove Appelgren (Büyülü Fener)
  • Oliver / Birgitta Sif (Kır Çiçeği Yayınları)
  • Kedi Adası / Behiç Ak (Can Çocuk Yayınları)
  • Karga ile Tilki ve Cırcır Böceği ile Karınca / Selçuk Demirel (YKY)
  • Kütüphanedeki Aslan / Michelle Knudsen (Uçanbalık Yayınları)
  • Bahçaye Ne Ektik? / Yıldıray Karakiya & Banu Aksoy (Uçanbalık Yayınları)
   


5-7 Yaş Kitapları

Bu yaş grubundaki çocukların kelime haznesi ortalama 2000 civarındadır ki bu da yetişkinlerin günlük kullandığı kelime sayısı kadardır. Kelime haznesi gelişen çocuklar için tamamen resimli kitaplardan kısmen resimli kitaplara geçiş yapılabilir. Bu yaş grubu ayrıca bilişsel olarak da daha kompleks fikirleri anlayabilir ve tartışabilir; farklı hayatlar, farklı toplumlar, dünya, evrenle ilgili kitaplar daha çok ilgilerini çekmeye başlar.

  • Benim Ailem: Dünya Çocuklarının Gözünden Aileleri / Uwe Ommer
  • Findus ve Pettson kitapları / Sven Nordqvist (Ayrıntı)
  • Karaböcü Serisi / Niran Elçi (Günışığı Kitaplığı)
  • Gece Güneşi / Karin Karakaşlı (Günışığı Kitaplığı)
  • Eskiler Alırım / Sevim Ak (Can Çocuk Yayınları)
  • Ben Nasıl Ben Oldum / Katerina Janouch (Ayrıntı)
  • Fil Kadar Narin, Fare Gibi Güçlü / Rachel Bisseuil (Final Kültür Sanat Yayınları)
  • Bink ve Gollie Serisi / Allison McGhee ve Kate Dicamillo (1001 Çiçek)
   



7+ Yaş Kitapları

Bu dönemde çocuğunuz kendi kendine okumaya başlayacaktır. Yapacağınız en büyük hata çocuğunuza kitap okumayı bırakmak olacaktır. Çünkü bu dönemde onun kendi başına okuyabileceği metinler genellikle ilgi çekici bir öyküsü olmayan, hatta çoğu zaman bir öyküsü olmayan, okuma becerisinin geliştirilmesine odaklanmış teknik ve mekanik metinlerdir. Bırakınız çocuğunuz istiyorsa onları okulda okusun ama siz evde mutlaka birlikte iyi kitaplar okumaya devam edin. Unutmayın, okumak yalnızca edebi kültürle ilgili değildir. Birlikte okumak, hem çocuğunuzla bağ kurmak için hem de çocuğunuzun ve sizin duygusal, psikolojik ve ruhsal sağlığı için de iyileştiricidir.


  • Kumkurdu Serisi / Asa Lind (Pegasus Yayınları)
  • Küçük Bir Kız Tanıyorum 7 yaşında (6'dan 10'a kadar devam ediyor) / Nezihe Meriç (Yapı Kredi Yayınları)
  • Astrid Lindgren'den Şamatalı Köy ve Pippi Uzunçorap serileri (Pegasus)
  • Güzel, Açıkgöz, Cesur Kızlar serisi / Beatrice Masini (Can Çocuk Yayınları
  • Behiç Ak ve Sevim Ak'ın kitapları
  • Fantazi edebiyatının dünyaca ünlü yazarı Ursula K. Le Guin'in "Kanatlı Kediler Masalı" (4 kitaplık mini seri) bu yaş grubu için ideal olacaktır.
   




Ebeveyn Kitapları

"Bir çocuk yetiştirmek için bir köy gerekir" sözünü duymuşsunuzdur. Ancak modern toplumlarda, giderek yalnızlaşan ailelerin etrafında destek alabilecekleri bir köy olmadığı gibi kendileri de çoğu zaman köyde büyümedikleri için bebek bakımıyla ilgili tecrübeleri pek fazla değildir. Ama neyse ki yardım alabileceğiniz pek çok kitaba erişim artık kolaylaşmıştır. Ebeveynlik maceranızda size yardımcı olabilecek kitap önerileri:
  • Anne Baba Çocuk Arasında / Haim G. Ginott, Alice Ginott
  • Denemediğim Yol Kalmadı: 1-5 yaş arası çocukları anlama rehberi / Isabelle Filliozat (Kuraldışı Yayınları)
  • Sabrımı Zorluyorsun: 6-11 yaş arası çocukları anlama rehberi / Isabelle Filliozat (Kuraldışı Yayınları)
  • Anne Baba Olma Rehberi / Richard Templar (Kuraldışı Yayınları)
  • Montessori Yöntemiyle Harika Çocuk Nasıl Yetiştirilir? (Kaknüs)
  • Waldorf Yöntemiyle Harika Çocuk Nasıl Yetiştirilir? (Kaknüs)
  • Kardeş Rekabeti / Adele Faber (Doğan Kitap)

Bebeğinizin ilk yıllarda pratik bebek bakımı konularında yardım almak için:
  • Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler / Tracy Hogg (Gün Yayıncılık)
  • Harika Haftalar / Hetty Van De Rijt (Pegasus)
  • Bebeğinizin İlk Yılında Sizi Neler Bekler? / Arlene Eiseberg- Heidi E. Murkoff- Sandee E. Hatbaway (Epsilon Yayınevi)
  • O Tabak Bitecek (mi)? / Gill Rapley, Tracey Murkett (Gün Yayıncılık)


Not: Daha fazla kitap için bkz: 

January 18, 2018

Zeka mı? Yetenek mi?

Deniz Bayramoğlu’nun sunduğu Gündem Özel programında zeka ve yetenek konusu tartışıldı. [izlemek için]
Katılımcılar: Fizyoloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Oytun Erbaş, Eğitimci Ali Koç, Akademisyen Psikolog Hilal Bebek, Psikiyatrist Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Ünübol, Voleybol Eski Milli Takım Antrenörü Gökhan Edman.

3,5 saate yakın, zihin açıcı bir programdı. Zekanın doğuştan geldiği, yeteneğin ise çevreye göre sonradan edinildiği konuşuldu. Örneğin Türkiye’de Amerikan Futbolu konusunda çok yetenekli kişiler yok, çünkü Türkiye’de yaygın bir spor değil. Neyin yetenek olarak tanımlandığı da önemli tabii. Örneğin, "elle balık tutma sporu" olsaydı dedi Ali Koç, "benim köyümden çok yetenekli insanlar çıkardı."

Yeteneğin gelişmesi için uygun bir çevre ve disiplinli çalışmak gerekiyor denildi. 10 bin saat kuralından bahsedildi. Bir konuda uzmanlaşmak için 10 bin saat çalışmak gerektiğinden. Ancak daha da önemlisi heves ve ilgi olması. Yoksa çocuğunuza zorla 10 bin saat piyano dersi aldırırsanız hiçbir şey olmaz.

Nadia Comaneci örneğini verildi. İlk kez cimnastiğe gittiğinde hocası, "bu çocuk esnek değil ama hevesi var" demiş. Nadia Comaneci de "Her antrenman benim için bir mücadeleydi” demiş. Sonuç odaklı değil, süreç odaklıymış.

Ortam da çok önemli denildi. Mozart da, Beethoven da müzisyen ailelerden geliyormuş. "Evde, ailede, çevrenizde böyle bir ortamınız yoksa, çocuğunuza zorla piyano dersleri aldırarak Mozart olmasını beklemek yanılgı olur. Zaten çocuğunuzda böyle bir deha varsa ders aldırmamak gerekir. Mozart konservatuara gitseydi en fazla, bir orkestrada, arkada kemancı olurdu, belki onu bile olamazdı” dedi Ali Koç. Aile ortamının, sosyo-ekonomik çevrenin öneminden bahsedildi.

[Tam tersi de geçerli: Resim yapan çocuklar genellikle 11 yaşında resim yapmayı bırakıyorlarmış. Çünkü yetişkinlerin resim yapmadığını görerek büyüdükleri için resim yapmayı çocuklukla özdeşleştiriyorlar ve büyümek için ya da büyük görünmek için bırakmak zorunda olduklarını hissediyorlarmış.]

- Bütün aileler neden çocuklarının çok özel, çok zeki, çok yetenekli olduklarını düşünüyor? Neden kurs aldırıyorlar? Özel okullara gitmesini isitiyorlar? sorusu için Hilal Bebek çok güzel bir cevap verdi:

"Asıl sorun, kendi öz-değerlik duygularını onaramayan aileler, çocuklarını kendi uzantısı gibi görüp, kendisinden ayrı bir birey olduğunu aslında içten içe kabullenmekte zorlanıp kendi parçalarını değerli hale getirmeye çalışıyorlar. Aslında bu çocuğu yok saymakla çok ilişkili bir şey. Belki de aslında dönüp dolaşıp kendilerine dönen şey, değersiz hissetmek; çünkü yok sayılan ve uzantı gibi görülen bir çocuk aslında yeteneklerini ortaya koyamamaya da çok gebe bir durumda.

Ebeveynlerde de gördüğüm şey, genel olarak narsistik bir eğilim var. Çocukları diğer çocuklarla rekabet ettirdikleri, diğer velilerle kendileri rekabet ettikleri. Çocuğa “Sen ne istiyorsun?", "Senin neye ihtiyacın var?", "Ayrı bir birey olarak sen şu anda ne yapmak istiyorsun?" sorusundan çok kendi ihtiyaçlarını çocuğun ihtiyaçları sandıkları… Çocuklar da aslında daha narsistik oluyor, ailenin uzantısı gibi büyüdüğünde. Skor odaklı yetiştiriliyorlar ve muhtemelen geleceğin depresifleri ve mutsuzları olacakları bir durum var.”

Ali Koç da, bu konuda, bugünün ebeveynlerinin geçmişteki eğitim hayatlarının payı olduğunu iddia etti: "Üniversite sınavını başaranların değerli olduğu, akademik başarının değerli olduğu bir sistemde yetiştiler. Şimdi 40’lı yaşlara geldiler, terapist koltuğunda yerlerini aldılar ve şunu gördüler: yaa, IQ aslında o kadar da önemli değilmiş. Keşke bir yeteneğim olsaydı da bu keşfedilseydi. Şimdi kendilerine döndüler. Ve kendilerine döndükleri için de çocuklarında onu aramaya başladılar. Çocuklarına dönüyorlar ve diyorlar ki, bir yeteneği vardır, umarım bunu kaybetmeyiz, zekası vardır, umarım bu körelmez. Çünkü hepsinin de başka bir öyküsü var, zekalarının köreltildiği ile ilgili."

Sonuçta ne zeka, ne yetenek denildi. IQ’su 150’nin üstünde olan çocuklarla uzun dönemli, kısa dönemli çok fazla çalışma yapılmış ve hiçbirinde zekanın başarıyla doğru orantılı olduğu gibi bir sonuç çıkmamış. Asıl önemli olan heves ve sebat denildi. Hevesin varsa ve sebat edersen başarılı olursun. O yüzden çocukların ilgi ve merakla yaptıkları bir şey varsa desteklemek gerekir denildi. [Bizimki bitmek bilmeyen bir hevesle slime yapıyor, vay halimize! 😱]

Bu arada kuralların, disiplinin öneminden, çocukların aile içerisindeki işlerde sorumluluk almasının öneminden, takım sporlarının öneminden, 3-4 çocuğun bir araya gelip birlikte bir grup kurmasının öneminden bahsedildi. Özellikle voleybolun (aradaki file dolayısıyla) şiddet içermediği için bir yardımlaşma ve takım sporu olarak öneminden bahsedildi.

Hilal Bebek çok önemli noktalara parmak bastı: ""Çok güzelim", "çok yetenekliyim", "çok zekiyim", "üstün zekalıyım" gibi etiketlerle kimliğimizi tanımladığımız zaman boynumuza geçirilen prangalar gibi bizim yönettiğimiz değil, bizi yöneten şeyler olmaya başlıyor. Ve bunun dışında herhangi bir şeye tahammülümüz kalmıyor. Çok güzel bir etiket gözükse bile bu kategoriyle sınırlandırmamak çok önemli.

Kendileri olmaları, spontan olmaları, hayalkırıklığı yaşamaya tahammüllü olmaları, başarısızlığa açık olmaları, oradan da öğrenecek bir şeyleri olduğunu vurgulamamız ve hedef odaklı değil, amaç odaklı değil, değer odaklı yaşamaları çok çok önemli.

Mikro-toplum olarak ailenin kendi değerleri önemli. Üretmek mi değerli? Denemek mi değerli? Keşfetmek mi değerli? Aile aslında kendi değerlerini yaşadığında ve bunları doğru ve sağlıklı tanımladığında, aile ortamının içerisinde zaten çocuk kendi değerlerini onlarla beraber oluşturmaya başlıyor ve bu zaten içselleştirilmiş bir şeye dönüşüyor. Ama burada ailenin bir değeri de şu olmalı: çocuk onun fotokopisi olmayacak, kendi değerleriyle ailenin değerlerini sentezleyebilecek.”

Benim çıkardığım sonuç: ebeveynlerin yapacakları tek şey çocuğun ilgi alanlarını desteklemek olmalıdır. Ama her şeyden önce koşulsuz sevgi vermek en önemlisi. Öz-değerlilik duygularının gelişmesi için onanmak, özellikle anne tarafından onanmak çok önemli denildi. Bence de ebeveynlerin çocukları için yapabilecekleri en güzel şey, o kurstan bu kursa taşıyıp yeteneklerini parlatmaya çalışmak değil, sadece koşulsuz sevgi vermek olacaktır. Yalnızca akademik başarıyı yüceltmemek, çok yeteneklisin, çok özelsin gibi etiketlendirmeler yapmamak, değerler üzerinden bir eğitim vermek çok önemli. Bence ebeveynler çocuklarla uğraşmak yerine, asıl kendileriyle uğraşmalı. Ortam önemliyse madem, çocuk ortamdan görerek besleniyorsa, sizin hevesle bir şey yaptığınızı görmeden, sizin değer verdiğiniz şeyleri öğrenmeden, sizin dediğinizi yapmayacaktır. Çocuklar ne yazık ki yap dediğimizi yapmaz, yapma dediğimizi yapar ama en çok da bizim yaptığımız şeyleri yaparlar. Bu yüzden bizim hevesimiz, azmimiz, öğrenme merakımız, öz-değerlilik duygularımız, iç huzurumuz eksikse, muhtemelen çocuklarımızın da eksik olacaktır.

February 17, 2014

İnatçı Keçi Su ve Meraklı Haylaz Fare

Annenin biri sürekli mızmızlanıp dururmuş, çocuklarını çok severmiş ama bazen de çok yorulur söylenmeye başlarmış. Kocası her işine yardım edermiş, sonra annesi gelmiş, annesi de hem çocuklara bakıyor hem bütün yemekleri yapıyor, alışveriş, çamaşır, bulaşık her işe koşuyormuş ama kadın hala şikayet etmeye devam ediyormuş. Sonra düşünmüş etmiş, bu konuyu bilge ihtiyara danışmaya karar vermiş.

"Bilge ihtiyar, n’olur akıl ver bana,
Çocuklarım iki tane, ikisi de birbirinden şahane,
Ama biri inatçı keçi Su, diğeri meraklı haylaz fare"

Bilge ihtiyar demiş ki: "Anneni Türkiye'ye gönder."

Kadın, bilge ihtiyarın neden böyle dediğini anlamamış ama yine de öğüdünü dinleyip annesini göndermiş. Sonra başlamış yine söylenmeye, hem de nasıl söylenmeye!

"Tanrım, bak şu işe!
Zaten zordu üç kişiye zopzor oldu ikiye.
Artık saç baş yoluyorum, kalmadı bende kafa.
Çocuklarım iki tane, biri keçi Su, diğeri meraklı haylaz fare"

Kadın tekrar bilge ihtiyara gitmiş.
Demiş ki, "Canım bilge ihtiyar
yardım et bu çocuklar çok haylaz.
İki kişi nasıl bakıcaz?"

Bilge ihtiyar demiş ki: "Kocanı Türkiye'ye gönder."

Kadın, bilge ihtiyarın dediklerinden yine hiçbir şey anlamamış ama bir bildiği vardır diyerek bu öğüdünü de dinlemiş ve kocasını göndermiş. Tabii işler iyice sarpar sarmış, başlamış yine söylenmeye:

"Tanrım, bak şu işe.
Zaten zordu iki kişiye zopzopzor oldu bire.
Artık saç baş yoluyorum, kalmadı bende kafa.
Çocuklarım iki tane, biri keçi Su, diğeri meraklı haylaz fare."

Sonra tekrar bilge ihtiyara gitmiş.
Demiş ki, "Canım bilge ihtiyar
yardım et bu çocuklar çok afacan.
Bir başıma ben onlara nasıl bakıcam?"

Bilge ihtiyar demiş ki: "Kocanı geri çağır."

Kadın şaşırmış, "ne değişecek ki, en baştaki halimize geri döneceğiz" diye düşünmüş ama yine de bilge ihtiyarın öğüdünü dinlemiş ve kocasını geri çağırmış. Bir de bakmış ki, iki çocuklu hayat çok kolaymış, çocuk başına bir kişi düşünce meğer ne rahatmış.

Kapının önünde iki minik nöbet beklemeden tuvalete girebilmek, Mars'a gitmiş muamelesi görmemek için sürekli duşakabini açıp ce-e oynamadan banyo yapabilmek, sabah hazır kahvaltıya uyanmak, eteklerinde iki minik dolanmadan yemek hazırlamak, yemekten sonra çocukları koştur koştur banyoya atıp onlar keyif yaparken güç-bela sofrayı toplamak zorunda kalmamak, ertesi gün ne pişirileceğini düşünmeden çocuklara rahat rahat kitap okumak, çocukları uyuttuktan sonra darma duman olmuş evi toplamaya çalışmak yerine yatağa uzanıp kitap okumak, film izleyebilmek meğer pek şahaneymiş! Kadın bilge ihtiyara teşekkür etmiş ve bir daha da hiç söylenmemiş. Onun yerine başlamış tatlı bir şarkı mırıldanmaya:

yumurtanın sarısı, yere düştü yarısı, ben yarime kavuştum, cümlenize darısı
yumurtanın kulpu yok, gözlerimde uyku yok, sür gemici gemiyi, iki çocuklu hayattan korkum yok!


Not: Bu yazı, Julia Donaldson'ın yazdığı, Yıldırım Türker'in çevirdiği Nohut Oda Bakla Sofa kitabına göndermedir. Annemin temelli dönmesi, sonrasında eşimin bir haftalığına Türkiye'ye gitmesi üzerine yazılmıştır. Geçen bir hafta hayatımdaki en uzun hafta olarak tarihe geçmiştir. Elimizdekilerin kıymetini bilmek ve her zaman kalabalıklarla çevrili olmak dileğiyle --tercihen bir partner, bir sürü arkadaş ve de geniş aile :)

February 15, 2014

18 Ay Sonrası Baskıcı Olmayan Tuvalet Eğitimi (BOTE)

Neden?
Bu soru aslında pek sorulan bir soru değil. Ünlü tuvalet eğitimcisi Jamie Glowackie kitabında, ebeveynlerin ilk önce neden sorusuna cevap vermesi gerektiğini söylüyor. Neden çocuğunuza tuvalet eğitimi vermek istiyorsunuz? Siz bezden kurtulmak istediğiniz için mi? Etrafa göre geç kalmış olduğunuzu düşündüğünüz için mi?

Kowalzkie’ye göre tuvalet eğitimi için iyi bir neden, çocuğunuzun yeni bir şey öğrendiğinde öz saygısının, kendine olan güveninin artması. Çocuğunuz yeni bir şey öğrenirken kendi kendine başardığı zaman öyle mutlu olur ki yüzündeki o “Başardım!" ifadesi paha biçilmezdir. Bunu görmek istemek güzel bir neden olabilir.


Tuvalet eğitimine ne zaman başlanmalı?
Sanırım tuvalet konusunda herkesin sorduğu ilk soru "ne zaman?" sorusu olmuştur. Bu konuda uzmanların yanıtları yıllar içerisinde çeşitlilik göstermiş, yüzyıllardır bebeklikten itibaren başlanan tuvalete alıştırma pratiği, uzmanların önerisiyle önce 18 aya, daha sonra 2 yaşa ve hatta internetteki bazı kaynaklara göre 30 aya kadar çıkartılmıştır. En son doktorunun "tuvalet eğitimi için 3 yaşını bekleyiniz" dediğini iddia eden bir annenin yazısına denk geldim!

Tuvalet eğitimi konusunda sıkça referans verilen Freud'un makalelerinde tuvalet eğitimine başlama yaşının erken olmasının, ileride psikolojik sorunlara yol açtığı gibi bir bilgi kesinlikle yoktur. 1905 yılında bu konuyla ilgili yazdığı "Three Contributions to the Theory of Sex" makalesinde Freud, tuvalete başlama yaşının değil tuvalete alıştırma sırasında yapılan hataların (sabun sokma, fiziki cezalar verme, vs.) birtakım psikolojik sorunlar yaratabileceğinden bahsetmiştir. Yüzyıllardır ve hatta halen pek çok ülkede uygulanan, bebeklikten itibaren tuvalete alıştırma pratiği ilk kez 1962 yılında çocuk doktoru T. Berry Brazelton tarafından 18 ay olarak önerilmiştir ki Brazelton’un orijinal makalesini okursanız, kendisi de çiş yapmayı sağlayan sfinkter refleksinin kontrolünün 9 aydan itibaren etkin bir biçimde öğrenilebileceğini iddia etmektedir. Ayrıca Brazelton’ın bu araştırmasının Pampers bezlerini çıkaran Procter and Gamble firması tarafından desteklenmesi ve kendisinin daha sonra Pampers’ın bez reklamlarında oynaması da oldukça manidardır!

Şunu unutmayın, "çocuğum tuvalet eğitimi için hazır değil" diyerek ne kadar çok beklerseniz o kadar zor olacaktır. Tuvalet eğitimcisi Jamie Glowackie'nin gözlemlerine göre 20 aydan önce başlamak, 30 aydan sonra başlamaktan çok daha kolaydır. Çocuklar büyüdükçe kendi istekleri ve tercihleri konusunda daha da inatçı hale gelirler. 4 yaşına geldiğinde hâlâ kaka yapmak için bez talep eden bir çocuğunuz olmasını istemiyorsanız “Ne zaman?" sorusunun cevabı “Hemen!" olacaktır. Çocuğunuz her zaman hazırdır, önemli olan sizin hazır olmanız ve bu sürece kendinizi adamanız. Siz kendinizden emin olmadan başlarsanız, çocuğunuz da öğrenemeyecektir.

O yüzden facebookta, şurada burada, “Çocuğum hazır mı?", "Ne zaman hazır olur?" diye sormayı bırakın ve kendinize bakın. Siz çocuğunuza bu yeni beceriyi öğretmeye hazır mısınız? Kowalzkie, Baskıcı Olmayan Tuvalet Eğitimi kitabında bu konu ile ilgili çok güzel bir örnek vermiş: Çocuğunuzu korku ve panik içerisinde dişçiye götürdüğünüzü hayal edin demiş. “İyi şanslar!” diye eklemiş. Çocuklar sizin beden dilinizi hemen anlarlar, eğer siz emin/hazır olmadan başlarsanız, çocuğunuz da olumsuz tepki verecektir. O yüzden bu konuyla ilgili araştırmalarınızı yapın ve kendinizi hazır hissettiğiniz anda başlayın. Çünkü çocuklar doğumdan itibaren hazırdır, kasların 2 yaşından sonra geliştiği de doğru değildir. Tam tersine kullanılmayan kaslar körelir ve ne kadar geç olursa o kadar çok körelir. Bunu gelişimsel bir aşama olarak düşünürseniz her şey çok daha kolay olacaktır.


Tuvalet eğitimi ne kadar sürecek?
Bu aslında çocuğunuza göre değil daha çok size ve uyguladığınız prensiplere göre değişir. Yukarıda yazdığım gibi her çocuk doğumdan itibaren tuvalet için hazırdır; gerek kas gelişimi olarak gerekse ifade etme olarak. Başlangıçta hareketleriyle ya da ağlamasıyla belli eder; siz derdini anlayıp tuvalete götürdükçe bilinçli olarak söylemeyi öğrenir.

Çocuğunuz tuvaletini nasıl yapacağını doğumdan itibaren bilir ve bunu kontrollü bir şekilde yapar. Hatta genellikle 1 yaşından sonra yapacağı yeri belirler, planlı bir şekilde oraya gidip belli bir pozisyonda yapmayı tercih eder. Tuvalet eğitimi sürecinde sizin çocuğunuza öğreteceğiniz şey, tuvaletini nasıl yapacağı değil nereye yapacağıdır.

Eğitime başlamadan önce tuvalet iletişimi ile ilgili yazıları okuyabilirsiniz. Erken başlamak kesinlikle çocuğunuzun psikolojisini bozmaz ama tuvalet eğitimi sürecinde yaşadıklarınız bozabilir. O yüzden her şeyden önce iletişim, sağlıklı bir iletişim çocuğunuzun öğrenmesini de kolaylaştıracaktır.

Sağlıklı bir iletişimle bu alışkanlığın kazanılması (yani bilinçaltına yerleşip düşünmeden otomatik olarak tuvalete yapması) 3 hafta sürecektir. Dolayısıyla doğru adımları atarsanız 3 haftada çocuğunuz kendi kendine bağımsız bir şekilde tuvaleti kullanabilir duruma gelecektir. Belki farklı durumlarda (ilk kez gittiği bir yer, hastalık, ev değiştirme vs.) hatırlatmanız gerekecektir ama genellikle 3 hafta içerisinde bu alışkanlık yerleşecektir.


Baskıcı olmayan bir tuvalet eğitimi nasıl olur?
İnsan yavruları, diğer hayvan yavruları gibi bazı şeyleri içgüdüsel olarak doğumdan itibaren yaparlar/bilirler, bazı şeyleri de sosyal olarak ebeveynlerinden öğrenirler. Doğada formal öğrenme/eğitim diye bir şey yoktur. Yavrular genellikle ebeveynlerini ya da toplumun diğer üyelerini izleyerek, taklit ederek öğrenirler. Fakat tuvalet konusunda şanssızlık şu ki artık doğada doğal bir şekilde yaşamıyoruz; tuvaletler genellikle kapalı kapılar ardında ya da kapalı bezler içinde yapılıyor ve bu yüzden de çocuğunuzun taklit ederek öğrenme şansı bir hayli azalmış oluyor. Bu yüzden tuvalet ile ilgili bir farkındalık oluşturmak için ekstra çaba göstermeniz, bu konuyla ilgili iletişim kurup ona anlatmanız, hatta model olup göstermeniz gerekiyor.

Baskıcı olmayan tuvalet eğitiminin özü iletişime dayanmalıdır. Yani çocuğunuzun ihtiyacını anlayıp ona göre harekete geçmeniz gerekir. Her 10 dakikada bir ya da her yarım saatte bir değil, verdiği sinyallere göre tuvalete götürmelisiniz. Aksi halde çocuğunuzun öğreneceği tek şey, ihtiyacı olduğunda değil sizin keyfinize bağlı olarak tuvalete gitmesi gerektiği olacaktır ki hemen her çocuk buna karşı çıkar.

Baskıcı olmayacağım diye çocuğunuza ikide bir “Çişin geldi mi tatlım?" diye sormanın anlamı da yoktur, çünkü çocuğunuz çişinin geldiğini bilse ve hatta kaçırmak üzere olduğunu anlasa bile size vereceği cevap çok büyük olasılıkla “Hayır!" olacaktır. Bu yüzden, çocuğunuza sormadan “Hadi tuvalete gidelim, çişler/kakalar tuvalete" demek baskıcı değildir. Tabii bunu doğru zamanda yaparsanız. Kafanıza göre değil de çocuğunuzun gerçekten ihtiyacı olduğunu görüp o zamanda tuvalete götürürseniz, bu işi ondan aldığınız sinyallere göre yaptığınız için iletişim içerisinde yapmış olursunuz.


Çocuğumun sinyallerini nasıl anlarım?
Kaka için yazmama gerek yok sanırım. Anneler genellikle çocuklarının kaka yapacağı zamanı bilirler. Çocuğunuz ya ıkınır, ya çömelir, ya bir yere tutunur, hatta biraz daha büyükse kaka yapacağı yeri bile seçebilir, yapmadan önce oraya gidebilir. Hatta bu hareket tuvalet eğitimcileri tarafından çocuğunuzun hazır olduğunu anlamanın işareti olarak kabul edilir. Çocuğunuz kakasını saklanarak yapmaktadır çünkü mahremiyet istiyordur. Bir yere saklanıp yapma bilinci gelişmiştir. Zaten tuvaletini yapmak için özel bir yere gidebiliyorsa tuvalete de gidebilir. Unutmayın; sizin öğretmeniz gereken şey de tuvaletini nasıl yapacağı değil nereye yapacağıdır.

Çiş sinyallerini, çocuğunuz doğduğu andan itibaren bezli olduğu için bilmiyor olmanız çok normal. Hatta çocuğunuzun herhangi bir sinyal vermediğini düşünüyor olabilirsiniz ancak bu doğru değildir, her çocuk çiş yapmadan önce mutlaka sinyal verir; ufak bir duraksama bile olsa çocuğunuz çişini yapmadan önce belli eder. Bunun için en iyisi bezsiz zaman geçirmektir. Bakınız: http://yavrusu.blogspot.com.tr/2014/01/byboda-0-18-aylk-bebekler-icin-tuvalet_31.html#.V_4dF1eMy14


Baskıcı Olmayan Tuvalet Eğitimi (BOTE)
Jamie Glowackie, kitabında baskıcı olmayan tuvalet eğitimini günlere değil de bloklara ayırıyor.
  1. Çıplakken lazımlığa ya da tuvalete çiş & kaka yapmak. 
  2. İçinde iç çamaşırı olmadan komando pantolonu veya etek ile tuvalet eğitimi. 
  3. Farklı yerlerde çiş & kaka yapmak. 
  4. İç çamaşırı ile tuvalet eğitimi. 
  5. Devamlı olarak çocuğun kendisinin söylemesi/gitmesi. 
  6. Gece ve gündüz uykuda tuvalet eğitimi (eğer uyku eğitimini sonraya bıraktıysanız ancak bu Kowalzkie’nin önerdiği bir şey değil). 
  7. Üniversite. Muhtemelen hala nadiren uyarı gerekecektir.
Her bir blokta yeterince öğrenme gerçekleştikten sonra diğerine geçmeniz gerekiyor. Mükemmel olmayı beklemeyin ama yeterince öğrenme olmadan da geçmeyin. Yani diyelim ki ilk blokta, çıplakken tuvaletini 5 kere lazımlığa yaptı, 2 kere yere yaptı; bu bir başarıdır; bir şeyleri anladığını gösterir ve bunun üzerine eğitime devam edip ilerleme gösterebilir. Kowalzkie’nin deneyimlerine göre ilk blok tahmini 1-3. günler arasında, ikinci blok 2-6. günlerde, 3. blok 4-10. günler arasında başlayıp 3-4 hafta sürüyor. Ama en büyük uyarısı: Bloklara gün olarak değil de yeterince öğrenme becerisi olarak bakın.

İlk blokta çocuğunuzun altının tamamen çıplak olması çok önemli. Çünkü hem kendisi hem sizin görmeniz açısından hem de altında bir kilot veya alıştırma kilodu olduğu zaman çocuğunuz için bezden bir farkı olmayacağından.

İlk gün yapmanız gereken: Tüm gün, yalnızca çocuğunuzu izlemek ve tuvaletini yapacağını anladığınız anda ya da tuvaletini yapmaya başladığı anda onu tuvalete ya da lazımlığa yönlendirmek. Bugün için her şeyi (ev işleri, telefon, bilgisayar, vs.) bir kenara bırakıp yalnızca çocuğunuzla birlikte vakit geçirmeniz çok önemli. Çocuğunuza başlarken şöyle diyebilirsiniz: “Bugün artık büyük bir çocuk olacaksın ve çişini/kakanı lazımlığa yapacaksın. Ben sana bunu öğrenmen için yardımcı olacağım. Heeey, çok eğlenceli olacak.” Gerçekten de birlikte eğlenceli şeyler yapmanız, ikiniz için de pozitif bir deneyim olması çok önemli. Oyunlar oynayıp dans edebilir, birlikte kitap okuyup kısa videolar izleyebilirsiniz.

Bu arada çocuğunuza kesinlikle “Çişin var mı?" diye sormayın, çünkü alacağınız cevap %99.99 “HAYIR!” olacaktır. Sizin yapmanız gereken tek şey çocuğunuzu gözlemlemek ve sinyallerini öğrenmek, sinyallerini anladığınız anda normal bir tonda “görüyorum ki çişin gelmiş” ya da "çiş zamanı, çişler tuvalete” deyip çocuğunuzu tuvalete götürmek olmalıdır. Çişini tuvalete yaptığında da çok büyük tepki vermeyin. Sadece neşeli bir tonda “Çişini tuvalete yaptın!” demeniz yeterlidir. Çocuğunuzun kafasında bugün, anneyle ya da babayla geçirilen ve yeni bir beceri öğrenilen özel bir gün olarak yer etmelidir. Eğer bir dirençle karşılaşıyorsanız kendi tavrınızı kontrol edin; çünkü baskı olmadan direniş de olmaz.

Kaka için lazımlık kullanmanızı tavsiye ederim. Çünkü çömelme pozisyonu bağırsakları boşaltmak için en sağlıklı pozisyondur ve ayrıca diğer tuvaletler küçük çocuklar için dipsiz kuyu gibi görünebilir. Kakasının geldiğini anlamanız çişe göre daha kolay olacaktır. Kaka sinyali aldığınızda lazımlığa oturtup yanınıza sevdiği birkaç kitap alarak rahat bir ortam yaratabilirsiniz. Bu arada zorlanıyorsa yumuşak bir sesle konuşup onu rahatlatabilirsiniz: “Kaka geliyor, yapabilirsin, hadi tatlım, bırak kaysın içinden, çok rahatlayacaksın” gibi. Eğer korkup ağlarsa ona sarılabilirsiniz ya da elini tutup gözünün içine bakarak bunun çok doğal olduğunu ona hissettirebilirsiniz. Kakasını yaptıktan sonra kendisiyle çok büyük gurur duyacaktır. Lazımlığını tuvalete boşaltmasına izin veririrseniz artık değmeyin keyfine!

Kazalar olduğunda temizlemeye yardım etmesini isteyip basitçe: “Şu anda öğreniyorsun. Çişini/kakanı yere yaptın. Bir dahaki sefere çişler/kakalar tuvalete” diyebilirsiniz. Çok üzerinde durmadan, büyüdün artık diye baskı yapmadan doğal bir şekilde süreci yönetirseniz hem kendiniz hem de çocuğunuz için kolayca geçecektir.

İkinci blokta çocuğunuz yine iç çamaşırı giymeyecek ama altına bol paça pantolon ya da etek giyecek. Kilot giydiğinde bez varmış gibi hissedeceği için bez alışkanlığı hatırlayıp rahatça yapabilir. Bu yüzden bez gibi hissettirecek hiçbir şey giydirmemek gerekiyor. Bu blokta bir de kısa süreli dışarı çıkmaları ekleyeceksiniz. Ama yalnızca kısa süreli. Tercihen çiş/kaka yaptıktan hemen sonra.

Kowalzkie bu ikinci bloğun en zor blok olduğunu ve bunu bilip sinirlerinizi bozmadan, umutsuzluğa kapılmadan devam etmeniz gerektiğini söylüyor. Çocuklar en çok bu blokta “Hayır!" diyorlarmış.

Çocuğunuzun “Hayır!" demesinin iki sebebi olabilir:

  • Gerçekten çişi yoktur. Çocuğunuz net bir şekilde “Hayır!" diyorsa ona saygı duymalısınız. "Tamam, sana güveniyorum. Çişin geldiği zaman bana haber ver, ben mutfakta olacağım.” diyebilirsiniz. Burada "çişin gelirse" değil "geldiği zaman" demek önemli, çünkü bu şekilde çocuğunuza çişinin geleceğini ve bunun an meselesi olduğunun mesajını vermiş olacaksınız.
  • İkinci hayır deme sebebi, bir şeylere konsantre olmuş ve onu kaçırmak istemiyor olabilir. 20 kere hadi tuvalete demenin lüzumu yok. Zaten bir çocuğun sizin söylediğiniz bir şeyi process edebilmesi için 20-30 saniye zamana ihtiyacı vardır. O yüzden bir kere söyleyip 30 saniye bekledikten sonra sizinle tuvalete gelmiyorsa iki şey yapabilirsiniz: Ya çocuğunuzun oynadığı oyuncağı yanınızda götürebilirsiniz ("Kamyonuna nasıl çiş yaptığını göstermek ister misin, hadi onu götürelim, seni izlesin.”) ya da oyuncakla orada beklemesi için konuşabilirsiniz (“Ayıcık sne burada bekle, Tuna çiş yapıp hemen gelecek” gibi).


Bu blokta yalnızca çocuğunuz değil siz de öğrenmeye devam edeceksiniz: Çocuğunuzun çiş dansını, ne kadar sıklıkta bir çiş yaptığını, çiş tutma kapasitesini, vs.

Üçüncü blokta ek olarak farklı yerlerde çiş&kaka yapmak ve evden daha uzun süre dışarıda kalmak var. Araba koltuğunu korumak için su geçirmeyen bir kılıf örtebilirsiniz. Acil durumlar için arabanın bagajına lazımlığını atabilirsiniz. Çocuğunuz artık söylemeye başlasa da, bu blokta da çiş/kaka sinyallerini izleyip ona göre tuvalet hatırlatması yapmayı devam etmeniz gerekecektir.

Dört, beş, altı, yedinci bloklarda sırayla iç çamaşırı, kendisinin söylemesi, (eğer başlangıçta ikisini birlikte yapmadıysanız) uykuda tuvalet eğitimi var. Bundan sonra öğrenmeler birbirinin üzerine gelip başlangıç tarihinizden itibaren 3 hafta gibi bir sürede yavaş yavaş yerine oturacaktır.


Lazımlık/adaptör
Pratik olarak lazımlık ya da adaptör şart değildir. Yer tuvaleti varsa, doğal olan çömelme pozisyonu en sağlıklısıdır. Henüz çömelemiyorsa, kollarınızda tutabilirsiniz. Ama eğer alafranga tuvalet varsa, çocuklar genellikle ondan korkabilirler, biraz uçsuz bucaksız bir kuyu gibi görünebilir. O yüzden bir lazımlık edinmeniz iyi olabilir. Eğer bir lazımlık aldıysanız ve kendi kendisine bir anda alışmasını bekliyorsanız, o lazımlığı ortadan kaldırmanız iyi olacaktır. Çünkü amacını anlatmadan, kullanmadan ortada duran bir lazımlık çocuğunuzun hayal gücüne göre (basamak, şapka, bebekler için beşik, vs.) her şey olarak kullanılabilir —ki bu çok normaldir. Alışması için araba koltuğunu salonun ortasında bırakmış mıydınız? Onun belli bir kullanım yeri ve amacı vardır. Lazımlığı da öyle düşünün. Müzikli, çıngıraklı, ipad tutacaklı bir lazımlık kesinlikle almayınız. Lazımlık bir oyuncak değildir, tuvaletin eşdeğeridir, tuvalet ihtiyacını karşılamak için kullanılır.


Gece tuvalet eğitimi
Baskıcı Olmayan Tuvalet Eğitimi kitabında Kowalzkie gece ve gündüzü birlikte yapmanızı öneriyor. Ve çocuğunuz kendisi uyanıp tuvalete gitmek isteyene kadar sizin geceleri 2 kez kalkıp onu tuvalete götürmenizi öneriyor. Birincisi uyuduktan 3 saat sonra, ikincisi de ondan 4 saat sonra. Yani örneğin çocuğunuz akşam saat 8’de uyuduysa, ilk önce 11 civarı kaldırıp tuvalete götürmek, ikinci olarak da gece 2 civarı tuvalete götürmek. Bir de Kowalzkie akşam saatlerinde çocuğunuzun içtiği sıvı miktarını eğer çoksa azaltmanızı öneriyor. Bunun için küçük bardaklar kullanmanızı öneriyor. Böylece çocuklar bardağı dolu görecek ama içtiği sıvı miktarı azalacaktır diyor. Gece kazaları için de yatağın yanında yedek pijama ve yedek örtü bulundurmanızı öneriyor.


İmdat, çocuğum tuvalete oturmuyor, lazımlığı kafasına/kafama geçiriyor?
Belki çocuğunuz büyüdüğünü düşünüyor ve aynı sizin gibi tuvalete yapmak istiyor olabilir. Bunun için tuvaletin üzerinde kullanılan tuvalet adaptörü deneyebilirsiniz. Ya da tam tersi tuvaletten korkuyorsa lazımlık deneyebilirsiniz.

Eğer hem lazımlıktan hem de tuvaletten korkuyorsa, yani tuvaletini bezi dışında bir yere yapmaktan korkuyorsa neden korktuğu konuşulabilir. Bu noktada yaratıcı olmak, pes etmemek gerekir. Yatağın altında canavar var diye uyku uyumamazlık yapmıyordur. Çocukların korkularını hafife almadan korkacak bir şey olmadığını gösterebilirsiniz: tatlım, garip bir hissi olduğunu, bunun yeni olduğunu biliyorum, bak lazımlığa, plastikten yapılmış gördün mü aynı kova gibi” vs. Belki lazımlığına bir bardak su boşaltabilir, bebeğini oturtup çişini yaptırabilir, siz oturup çişinizi yapabilirsiniz ve bunun çok rahatlatıcı bir şey olduğunu gösterebilirsiniz. Çocuğunuz lazımlıktayken ona sarılabilir, sevdiği bir şarkıyı mırıldanabilirsiniz. Zaten bir kere lazımlığa yaptığı zaman sonrası gelecektir.


Çocuğumu 10 dakikada bir tuvalete götürüyordum, bazılarında yapıyordu ama bir anda fıttırdı, lazımlığını kafama fırlattı.
Eğer hiç durmadan "tuvaletin var mı, hadi tuvalete gidelim, bak çişin gelmiş, birazdan çıkmamız lazım, hadi tuvalete, hadi ama, lütfen, çişini altına yapma, gel tuvalete yap, hadi gel, yarım saat oldu, tuvalet zamanı geldi, vıdı vıdı vıdı…" diyerek beyninin etini yerseniz, kafanıza lazımlık fırlatmakla kalması iyidir.

Şüphesiz çocuğunuzu 10 dakikada bir tuvalete götürürseniz bazı çişlerini hatta her çişini bile yakalayabilirsiniz. Ama bu şekilde çocuğunuza öğreteceğiniz tek şey ihtiyacı olduğunda değil sizin keyfinize bağlı olarak tuvalete gitmesi gerektiği olacaktır ki hemen her çocuk buna karşı çıkar. Oysa çocuğunuzun bu süreçte öğrenmesi gereken çişinin gelme hissi ile çişini tuvalete yapması arasındaki bağlantıdır. Bunun için çocuğunuzun sinyallerini öğrenmeniz ve çişinin geldiğini anladığınız anda tuvalete götürmeniz gerekir.


İlk gün ya da ilk 2 gün çok iyi gitmişti ama bir anda çok fazla kaza olmaya başladı, direnç gösteriyor.
Çocuğunuz yeni bir şey öğrenirken bir süre sonra sizin yardımınızı istemez, kendisi yapmak ister ve kendi kendine başardığı zaman öyle mutlu olur ki yüzündeki o "başardım!" ifadesi paha biçilmezdir.

ilk gün değişik bir şey gibi gelmiş olabilir, hatta belki de oyun gibi görmüştür ama ikinci gün ciddi olduğunuzu anlayınca “Hay allah! Ben özgürce istediğim yerde istediğim şekilde yapıyordum; şimdi bu da nereden çıktı?!?" diyebilir. Onun için kontrolü ona vermek, sürekli etrafında bu konuyla ilgili hatırlatma yapmamak çok önemli.

Ancak çişinin/kakasının geldiğini anladığınız zaman şunu yapabilirsiniz: "Görüyorum ki çişin/kakan gelmiş. İşte lazımlığın burada.” deyip ortamdan uzaklaşmak, hem fiziksel hem de zihinsel olarak uzaklaşmak. Böylece ortamda direnecek kimse olmayınca, kendi seçimini kendi yapması için fırsatı olacaktır. Eğer sizin umursamadığınızı görürse mücadele edeceği bir şey kalmayacaktır. Ve bunu yaptığında bu sadece onun başarısı olacaktır. Ayrıca sizin için de böylesi çok daha kolay olacaktır.


Çocuğum tuvalet eğitimini tamamlamıştı ama hâlâ arada sırada kazalar oluyor.
Eğer düzenli kaza oluyorsa, tuvalet eğitimini tamamlamamış demektir. Eğer aylardır hiç kaza olmamış ve bir anda kazalar olmaya başladıysa muhtemelen hayatında değişen bir şeyler olmuştur ve ona tepki gösteriyor olabilir.

Ama onun dışında arada sırada kazalar olabilir. Ve muhtemelen oyuna daldığında, bilmediği bir ortama girdiğinde, tatile gittiğinizde kazalar olacaktır. Bunu kendi kendine yemek yemeyi öğrenmesi gibi düşünün. Çocuğunuz kendi kendine yemek yemeyi 1 kerede öğrendikten sonra bir daha hiç sorun yaşamadınız mı? Örneğin bir arkadaşıyla oyuna daldığında, çağırdığınız zaman gelip düzgünce yemeğini yedi mi? Ya da başka bir yere yemeğe gittiğinizde farklı çatal kaşıkları profesyonel bir şekilde kullanmayı becerebildi mi?

Uzun lafın kısası, tuvalet ihtiyacını uygun yerde gidermeyi öğrenmesi bir süreçtir. Yeni bir ortama gittiğinizde ilk olarak tuvaletin yerini gösterip “İhtiyaç duyduğunda tuvaletini buraya yapabilirsin” diyerek kaza riskini azaltabilirsiniz.


Sürekli gözlemliyordum ama 2 saniye arkamı döndüm, o sırada yere yaptı çişini.
Bu iyiye işarettir. Sizin arkanızı dönmenizi bekleyecek kadar çişini tutuyor, ne zaman yapacağını planlayabiliyor ve istemli olarak boşaltım kaslarını kullanabiliyor demektir. Arkanızı döndüğünüz anda yapması, onun mahremiyet istediğini gösterir. Bu zamana kadar tuvaletin kapalı kapılar/bezler altında yapılacağını öğrenmiş olduğu için başkalarının yanında yapmak istememesi çok normaldir. Yaşadığı topluma uygun bir şekilde sosyalleşmiş demektir. Bu durumda en iyisi tuvalete götürdükten sonra yanından bir bahaneyle ayrılmak olacaktır. Bu şekilde ona istediği mahremiyeti vermiş olursunuz.

Bir de unutmayın, siz ona çiş ve kakasını yapmayı öğretmeyeceksiniz, onu zaten doğuştan itibaren biliyor ve istediği zaman yapıyor. Hatta belli bir yaştan sonra bir yerlere saklanıp yapıyor, yani yapacağı yeri bile seçebiliyor. Dolayısıyla ona nasıl yapacağını değil, nereye yapacağını öğreteceksiniz. Bunun için de tutarlı olmak çok önemlidir. Kendinizi düşünün yeni bir şey öğrenirken biraz öğrenip bir süre ara verirseniz unutmaz mısınız? Yeni bilginin içselleştirilmesi için iyice pekişene kadar tekrar etmeniz gerekir.


Çişini tuvalete/lazımlığa yapıyor ama kakasını yapmak için bez talep ediyor; bez takmadığımda da çok uzun süre tutuyor.
Kaka ile ilgili önyargılar, kakalı bez değiştirirken yüz buruşturmalar, konuşmalar çocuğunuzun kakasını rahat bir şekilde yapmasını engelliyor olabilir. Bunun için en iyi yöntem model olmak olacaktır. BOTE’ye başlamadan önce çocuğunuzun sizi kaka yaparken görmesi; bunun için uzun süre oturmak gerektiğini öğrenmesi, ıkınmanın doğal olduğunu, kakanın tuvalete düştüğünü ve bu yüzden kimsenin ölmediğini görmesi için çok faydalı olacaktır. Kaka için, “kakanı tutma” demek yerine "bırak gitsin, kaysın içinden” gibi cümleler kullanabilirsiniz.

Eğer kakasını siz arkanızı döndüğünüz zaman yapıyorsa bu iyiye işarettir, mahremiyet istediğini gösterir. Lazımlığa oturttuktan sonra yanından bir sebeple ayrılıp ona istediği mahremiyeti verebilirsiniz.

Eğer kakasını ortalığa bir yere yapıyor ama lazımlıktan korkuyorsa kakasını yaptığı yerden alıp lazımlığına koyabilirsiniz ve lazımlığını kendisinin boşaltmasını sağlayabilirsiniz. Ya da kahverengi bir oyun hamurunu kaka şeklinde hazırlayıp onu avucunuzun içinden yumuşakça kaydırıp lazımlığa bırakarak modelleme yapabilirsiniz.


Baskıcı Olmayan Tuvalet Eğitimi çok iyi gidiyor ama bir türlü kendisi söylemiyor, ben götürmezsem altına yapıyor.
Belki şu ana kadar çocuğunuzun sinyallerini anlayamamış, hatta sinyal vermediğini düşünüyor olabilirsiniz. Bu da çocuğunuzun çişinin gelme hissiyatı ile tuvalete gitmesi arasındaki ilişkiyi tam olarak öğrenememesine yol açmış olabilir. O yüzden tekrar birinci bloka dönüp çocuğunuzun altı çıplakken sinyallerini gözlemlemeniz ve bu sinyallere göre hatırlatma yapmanız gerekir. Bunu yapmazsanız, ileride kendisinin söylemesi de gecikir.

Son olarak, tüm bu süreç boyunca hatırlamanız gereken en önemli şey: Mükemmeli değil, ilerlemeyi hedefliyorsunuz. Kazaları değil, tuvalete giden çişleri saymanız hem sizin hem de çocuğunuzun ruh sağlığı için daha iyi olacaktır.

* * *

Not: Bu notlar Jamie Glowackie'nin  “Oh Crap! Potty Training: Everything Modern Parents Need to Know to Do It Once and Do It Right” kitabından derlenmiştir. Kitabı almanızı mutlaka tavsiye ederim: http://www.simonandschusterpublishing.com/oh-crap-potty-training/index.html

Geç Başlayanlar (5-18 ay) için Tuvalet İletişimi Yazısı


February 13, 2014

0-18 Aylık Bebekler İçin Tuvalet İletişimi — Bölüm 6

6N 1K: Ne zaman?

Geçen bölümde bebek bakımıyla ilgilenen kişilerin sezgizel zamanından ve aydede çıktığı zaman yani gece tuvalet iletişiminden bahsetmiştik. Bu bölümde yarı zamanlı tuvalet iletişimini ele alacağız.


Zaman zaman (part time Tİ)

Bu zamana kadar bebeklerin ne zamanlarda tuvalete tutulabileceğini gördük. Buraya kadar sıkılıp takip etmeyi bırakmadıysanız müjde! Bu zamanların hepsi opsiyonel, yani isteğe bağlı zamanlardı. Bebeğinizle tuvalet iletişimi kurmak için gece gündüz kendinizi telef etmenize, sürekli sinyallerini gözleyip ikide bir "çiş var mı?" diye sormanıza gerek yok. Hatta tuvalet iletişimini bu şekilde yaşayıp hem kendinize hem bebeğinize işkence etmeye hiç gerek yok. Tam zamanlı tuvalet iletişimi çok özveri isteyen, sürekli bebeğinizle iletişim içerisinde bulunmanızı gerektiren bir yöntem. Bu şekilde bebeğinizle ilgilenerek, bağ kurarak her alanda çok daha çabuk sonuç alma olasılığınız yüksek, ancak her ebeveyn için bebeğine bu kadar çok zaman ayırmak mümkün olmayabiliyor.

Örneğin, bizim Tİ maceramızın kesintili gitmesinde abla faktörü çok etkili oldu. Büyük kızım 3’de okuldan geldikten sonra doğal olarak tüm ilgimi ona vermem gerekti. Bazen bebeğimin sinyallerini alsam da, ablasının ilgiye muhtaç olduğu bu zamanı bölüp onu tuvalete götürmeyi tercih etmediğim zamanlar çok oldu. Sonuçta bir şey kaybetmedik. Tuvaletini bezine yapmaya alışmadı. Vakti geldiğinde tamamen bezsiz olup lazımlığını kendisi kullanmaya başladı.

http://christinegrossloh.com/
Günümüzde ebeveynlerin yoğun çalışma tempoları ya da yaşamımızdaki diğer başka faktörler, her saniye iletişim kurmanıza engel olabiliyor. Tabii ki bebeğinizin acil ihtiyaçlarına anında cevap vermek gerekiyor. Tuvalet ihtiyacı da acil bir ihtiyaç olduğu için, bunun sinyallerini verdiğinde vakit kaybetmeden tuvalete götürmenizde yarar var. Sonuçta, neydi, tuvalet iletişiminin amacı, "bebeğinizle sevgi dolu bir şekilde ilgilenmek, ihtiyaçlarına cevap vermekti, şimdi, şu anda."

Ancak, her saniye bebeğinizin yanında olamıyorsanız, üzülmeyin, bu iletişimi zaman zaman kursanız da olur. Tuvalet iletişiminin en güzel yanı da bu: ya hep ya hiç diye bir şey yok. Hatta “EC Simplified” kitabının yazarı, Tİ eğitmeni Andrea Olson’un gözlemlerine göre, tuvalet iletişimi uygulayan çoğu ebeveyn daha çok yarı zamanlı iletişimi tercih ediyor[1]. Kafa karışıklığı olmaz mı, bez bağlarsam alışmaz mı soruları aklınıza gelebilir; fakat emin olun ki haftada yalnızca bir kere bile tuvalete tutarsanız, bebeğinizin öğreneceği çok şey olacaktır.

Birincisi, tuvaletin korkulacak bir yer olmadığını görecektir —ki bu, vakti gelip de tuvalet eğitimi vermek istediğinizde sizin için çok büyük bir avantaj sağlayacaktır. 2 sene boyunca bezini tuvalet olarak kullanmaya alıştırılmış bir çocuğun ilk kez lazımlık gördüğünde onu oyuncak olarak algılaması ve tuvaletini yapmak için oraya oturmayı reddetmesi son derece normaldir. Ya da çocuklar için dipsiz bir kuyu gibi görünen tuvaletten korkmaları gayet anlaşılır bir durumdur. Ama siz, ara ara bebeğinizi tuvalete tutarsanız, o bunun ne işe yaradığını, oturduğunda ne yapması gerektiğini bilecektir. Bunun işinizi ne kadar kolaylaştıracağını anlamak için internette tuvalet eğitimi üzerine birkaç forum ya da grup gezmeniz yeterli olacaktır. Bu gruplardaki yazışmaları okuyunca koşarak bir lazımlık ya da adaptör almaya gideceğinize eminim.

Kafa karışıklığı yaratacağını da düşünmeyin. Çünkü, tuvalet iletişiminin amacı, tüm çişleri ve kakaları yakalamak değildir; bebeğinize, bezi dışında tuvaletini yapabileceği alternatif bir yer olduğunu göstermektir. Bu sırada bebeğinizle bu konu üzerine iletişim kurmak, ona anlatmak, hatta kendiniz nasıl yaptığınızı göstererek örnek olmak önemlidir. Altında bez varken de bu iletişimi kurabilirsiniz. Her çişini ya da kakasını yaptığında ona anlatıp belli sesler çıkararak ne yaptığını farketmesini sağlayabilirsiniz. Arada sırada bezsiz zaman geçirerek veya bezinin içerisine bir havlu koyarak ya da kumaş bez/alıştırma kilodu giydirerek farkındalık kazanmasını sağlayabilirsiniz.

Yarı zamanlı iletişime başlamak için en kolay ve kesin zamanları seçebilirsiniz (a.k.a evrensel zamanlar):
  • Gündüz ya da gece uykusundan uyanınca
  • Uzun süre bir yerde oturmak durumunda kaldıktan sonra
  • Banyodan önce veya sonra
  • Bezini değiştirirken
  • Yemeklerden sonra

Ya da önceden belirlediğiniz belli zaman dilimlerinde bu iletişimi kurabilirsiniz. Örneğin
  • Evde olduğunuz haftasonları
  • Yalnızca geceleri (bkz. gece iletişimi) ya da yalnızca gündüzleri
  • Ya da bizim gibi, gündüzleri ablanın eve geldiği ilk saatler dışında

http://nicolespencer.hubpages.com/
Ya da tuvalet iletişimini, yalnızca kaka için kurabilirsiniz. Bazen çiş sinyallerini algılamak kolay olmayabilir ama bir bebeğin kaka yapacağını 20 metre öteden ya da gözleriniz kapalıyken bile anlayabilirsiniz. Evet o tanıdık yüz şekli (kaka ifadesi), ya da ıkınma sesleri evrenseldir. Bunu farkettiğiniz zaman, kakasını yapmaya başlamış olsa bile hemen tuvalete götürebilirsiniz. Bir süre sonra kakasını tuvalete ya da lazımlığa yapmak için size daha erken haber verecektir. Bu da yine tuvalet eğitimi döneminde işinizi çok kolaylaştıracaktır. Çünkü yapılan araştırmalar gösteriyor ki tuvalet eğitiminde en sık rastlanan sorunlardan biri de kaka eğitimine dirençtir[2]. Tuvalet eğitimi sürecinde, bir süre sonra çişlerini rahatça tuvalete yapmaya alışsalar da, tuvalet eğitimi alan çocukların beşte biri kakalarını yapmak için bez bağlanmasını talep ederler. Bez bağlanmadığında da, kakalarını tutup çoğu zaman kabızlık, bazen de tıpta "enkoprezis" olarak bilinen ve çocuğun iradesi dışında kaka kaçırmasına neden olan bir rahatsızlık gelişebilir. Sonuç olarak kaka yapmak onlar için daha da tramvatik bir hale gelir. Bu tarz sorunlarla karşılaşmamak için bebeğinizle yalnızca kaka üzerinden de tuvalet iletişimi kurabilirsiniz.

Burada amaç, Bezsiz Bebek grubumuzun yöneticilerinden Selen'in grupta defalarca yazdığı gibi, "bebeğinizi bezine bağımlı yetiştirmemek; sadece, isterse kendini kirletmeden de tuvaletini yapabileceği bilincini verebilmek." Bu şekilde yarı zamanlı iletişim kurduğunuzda, bebeğinizi her zaman tuvalete götüremeseniz bile, fırsatınız olduğunda bezini açtığınız zaman, ne yaptığının çok daha çabuk farkında olup zamanla tuvalet bağımsızlığı kazanacaktır.


Evren Bay

Tuvalet İletişimi Facebook Grubu

Not: Bu yazı ilk kez Bebek Bakım Yapım Onarım sitesinde yayınlanmıştır. 

[1] http://godiaperfree.com/wp-content/uploads/2013/06/GDF005-Transcript.pdf
[2] http://www.pediatricsdigest.mobi/content/99/1/54.short
http://link.springer.com/article/10.1007/BF02895121#page-1
http://www.pediatricsdigest.mobi/content/99/1/50.short
http://www.pediatricsdigest.mobi/content/113/6/e520.short
http://archpedi.jamanetwork.com/article.aspx?articleid=481500

February 5, 2014

0-18 Aylık Bebekler İçin Tuvalet İletişimi — Bölüm 5

6N 1K: Ne Zaman? 

Bir önceki bölümde bebeklerin kendilerine özgü zamanlamasından ve bezsiz zaman'ın öneminden bahsetmiştik. Bebeğinizin sinyallerini gözlemlemek ve bebeğinizin kendine özgü zamanlamasını, doğal ritmini öğrenmek için çok önemli olan bu zamanın korkulu bir rüyaya dönüşmemesi için alınabilecek önlemlerden bahsetmiştik.

Son 3 bölümdür "tuvalet iletişimi ne zaman?" sorusuna cevap olarak hep bebeklerin zamanlamalarından bahsettik. Peki anne-babaların ya da bebek bakımıyla ilgilenen diğer kişilerin zamanlaması yok mudur? Elbette vardır!

Ne zaman?: Sezgisel zaman

Sezgisel zaman, başlangıçta, genellikle altını kirlettiğini farkettikten sonra “Ah! Biliyordum kakasını yapacağını!” şeklinde tezahür edebilir. Modern hayatın getirdiği bilgi fazlalığı --ve hatta bazen kirliliği-- içten gelen seslerimizi bastırabilir. Oysa, bebek bakımıyla ilgilenen anneler, babalar ve hatta kardeşler genellikle bilir bebeğin ne zaman kaka yapacağını.

Hatta öyle ki anne bebekten uzakta olduğunda bile bebeğinin kaka yapacağını hisseder. Örneğin, ben bir gün kızları babalarına bırakıp bir kafeye çalışmaya gitmiştim. Bir anda bir kaka kokusu duydum. Evet doğru okudunuz, kahve değil, kaka kokusu. Etrafıma baktım, acaba birinden bir gaz kaçağı mı oldu diye ama etrafımda kimse yoktu. Sonra içimden geçti, bu koku bebişin kaka kokusuna benziyor, arayayım da söyleyeyim babası bir tuvalete tutsun diye ama eşim çıldırmış olduğumu düşünebilir diye vazgeçtim. Sonradan öğrendim ki bebiş tam o saatlerde kaka yapmış. 

O yüzden, ne zaman burnunuz bebeğinizin kaka kokusunu duyarsa ya da içinizdeki ses, "kalk kadın/adam şu bebeği bir tuvalete tut, kendi gidemiyor, yazıık" diyorsa, o zamanlarda da tuvalete tutabilirsiniz bebelerinizi. Tuvalet iletişiminin başka bir güzelliği de budur: içinizdeki sesi dinlemeyi yeniden öğrenip kendinize güveninizi artırır. Yalnız dikkat, o sol koldaki, "aman boşveeer, bırak bezine yapsın" diyeni değil, diğerini dinleyeceksiniz. 



Ne zaman?: Aydede çıktığı zaman

Su uyur, çişin %95’inin su olduğu düşünülürse, çiş de uyur. Evet bebekler ve aslında tüm insanlar, uyurken çiş yapmazlar ama tabii ki çişin içeriğinin çoğunluğunun su olmasından değil. İşin esprisini bir yana bırakacak olursak, gece çiş yapmamamızın asıl nedeni vücudumuz tarafından kendimizi kirletmememiz için salgılanan ADH, Antidiüretik Hormon'dur.
ADH (Antidiüretik Hormon): Vazopressin olarak da bilinen Antidiüretik Hormon (ADH), hipofiz bezi tarafından salgılanır ve memelilerin büyük çoğunluğunda bulunur. Bu hormonun esas amacı, böbreklerden su geri emilimini arttırmaktır. Vücut susuz kaldığında, ADH salgılanır ve böbreklerin suyu tutması sağlanır; böylece, idrar üretimi azalır[1]. ADH yalnızca vücudumuz susuz kaldığında değil, geceleri de daha fazla salgılanır ve böylece gece uykuda çiş yapmamıza engel olur. Bebekler ve tüm insanlar ve hatta ADH salgılayan diğer memeli hayvanlar, gece uyurken çiş yapmazlar, uyanınca yaparlar. 
ADH'den haberi olmayan ebeveynler (--ki biri de bendim ilk kızımda) bebeklerinin kaslarının gelişmediğini, o yüzden gece uykusunda bütün gece bezlerini doldurduğunu düşünürler. Oysa ki, bebekler uykularında çiş yapmazlar, uyanıp yaparlar.

Şu manzarayla karşılaşmamış bir ebeveyn yoktur sanırım:
Bebek yatakta rahatsızca hareket etmeye başlar, ya da henüz hareket edemiyorsa mızmızlanmaya başlar. Acıktı diye düşünen anne, bebeğin ağzına memesini dayar (ya da baba biberonu) ve bebek tekrar uykuya dalar. Fakat yarım saat sonra tekrar kalkar. Anne/baba tekrar emzirir, bebek tekrar uyur ve fakat bebek, tuvalet ihtiyacını gideremediği için yarım saat sonra tekrar kalkar ve bu kez mızmızlık katsayısı artmış olarak kalkar; çünkü, az önce emzirilerek uyutulduğu için bu defa daha çok çişi vardır. Anne/baba düşünür, çocuk yarım saat önce emdi aç olamaz, belki altını kirletmiştir deyip bezini kontrol eder. Bezi genellikle kurudur ya da kaçırmış gibi çok az ıslaklık vardır. "E bebek aç değil, açıkta değil neden uyumuyor bu!" diye kara kara düşünüp moraran gözlerini daha çok morartmak için internetin başına geçer ve uykusuz ebeveynler klübüne en hızlısından bir giriş yaparsınız...

Evet bebek aç değildir, açıkta değildir; ama işte sorun tam da budur. Bebekler, özellikle ilk 3 ay, kendilerini kirletmeme içgüdüleri çok güçlü olduğu için bez bağlıyken yani altları açık değilken bu işlerini rahatça yapamazlar. Ve gece boyunca, çişlerini tutamadıkları noktaya kadar kıvranıp dururlar.

Oysa ki bu sorunun çözümü gayet basittir. Kimya bilgilerimizden hatırlarsak, bir denkleme girenlerle (sütler), çıkanlar (çişler) eşittir. Yani gece bebeğinizi emziriyorsanız tuvalete de tutmalısınız ki rahatça uyuyabilsin.

İlk bebeklik devresini geçtikten sonra bizimki emmek için değil, çiş yapmak için kalkar oldu. Gece sinyalleri gündüzkine göre her zaman çok daha netti. Çünkü çiş yapmadan önce poposunu bir o tarafa bir bu tarafa deviriyor, bir 5 dakika kadar yatakta bu şekilde devrildikten sonra uyanıyordu. Ben de o kalkar kalkmaz çişe tutuyordum ve sonra birlikte uyumaya devam ediyorduk. 

Yalnız evde büyük bir kardeş varsa ve bizim gibi hep birlikte aynı odada uyuyorsanız ve tuvalet de odanın içindeyse dikkat etmek gerekir. Örneğin bir geceyarısı tuvalet iletişimi kurduğunuz bebeğinizi tuvalete götürdüğünüzde “çişş çişş” diye çişini yaptırmaya çalışırken içeriden şöyle bir ses duyarsanız şaşırmayın: “Anneeee, kilodum ıslanmış!!! Böhüüü!!!” Sizden de aynı anda “böhüü” sesleri yükselebilir ki bu durumda yarı uyur bebeğinizin de uyanıp sizin koronuza aynı “böhüü” sesiyle eşlik etmesi işten bile değildir. 

O yüzden gece hem diğer uyuyanları, hem de bebeğinizi uyandırmamak için mümkün olduğunca sessiz olmanızda fayda vardır. Zaten tuvalet iletişimine alışmış bebeklerle her zaman sözlü iletişim kurmanıza gerek yoktur. Onlar tuvalet pozisyonuna gelince de ne yapacaklarını gayet iyi bilirler ve bu pozisyona gelene kadar da çişlerini tutarlar. Tabii siz ardarda verdiği sinyalleri kaçırıp gece boyunca meme/biberon vermeye devam ederseniz, bir süre sonra sizden ümidi kesip sinyal vermeyi bırakabilir.

Bizim için gece tuvalet pozisyonu her zaman kollarda lavaboya tutmak oldu. Ama tuvalete ya da lavobaya götürmek zor geliyorsa ya da bebeğinizin uykusunun açılacağını düşünüyorsanız, yatağın yanına leğen veya lazımlık koyup oraya da tutabilirsiniz.











Ama yine de gece iletişimi kuramazsanız üzülmeyin. Tuvalet iletişimi, tuvalet eğitiminden farklıdır ve tuvalet eğitimi kaynaklarında önerildiği gibi gece-gündüz aynı anda bezini çıkarmanıza gerek yoktur. Hatta bu iletişimi zaman zaman kursanız bile olur. “EC Simplified” kitabının yazarı, Tİ eğitmeni Andrea Olson’un gözlemlerine göre, tuvalet iletişimi uygulayan çoğu ebeveyn daha çok yarı zamanlı iletişimi tercih ediyormuş[2]. Sizin de bebeğiniz gece uyandığında tuvalete götürülmeyi istemiyorsa, tuvalete götürdüğünüzde daha çok uyanıp geri uyuyamıyorsa, gece tuvalet iletişimi kurmayı tercih etmeyebilirsiniz. Merak etmeyin yalnızca gündüz iletişim kurduğunuzda, hatta yarı zamanlı iletişim kurduğunuzda da bebeğiniz size güvenmeye devam edecektir. Gece tuvalet iletişimi kurup kurmama konusunda sezgilerinize güvenip içinizdeki sesi dinleyebilirsiniz, o size doğru yolu gösterecektir.

Ve tuvalet iletişiminin özünü tekrar hatırlatalım: bebeklerimizi hiçbir şekilde zorlamıyoruz, onlara anlatarak, göstererek, fırsat vererek, dilini/beden dilini anlamaya gayret göstererek iletişim kurmaya çalışıyoruz; onlarla sevgi dolu bir şekilde ilgileniyoruz, şimdi ve şu anda.

Not: Bebeğiniz gece uyurken düzenli olarak altını ıslatıyorsa, mutlaka doktorunuza danışınız. Gece alt ıslatmanın, gıda alerjisi, uyku apnesi gibi başka nedenleri de olabilir ancak eğer bebeğinizin ADH’u yetersiz geliyorsa, bu hormonun sentetik versiyonu doktorunuza danışarak tedavi amaçlı kullanılabilir[3]. Gece, uykuda alt ıslatma problemi tuvalet iletişimi kurulan bebeklerde çok az rastlanır bir durumdur[4]. Alt ıslatma problemi daha geç yaşta tuvalet eğitimi almış çocuklarda daha sık görülür[4]. NAFC kurumunun yayınladığı rapora göre 5 yaşındaki çocukların %20’si, 7 yaşındaki çocukların %10’u düzenli olarak altını ıslatmaktadır. Ve alt ıslatma sorunu bazen yetişkinliğe kadar devam edebilir[5]. O yüzden böyle bir durumda mutlaka doktorunuza danışınız.


Gelecek bölümde: Ne zaman?: Zaman zaman (yarı zamanlı tuvalet iletişimi)

Tuvalet İletişimi Facebook Grubu

Not: Bu yazı ilk kez Bebek Bakım Yapım Onarım sitesinde yayınlanmıştır.


Kaynaklar:
[1] Vasopressin: http://en.wikipedia.org/wiki/Vasopressin
[2] Doing EC and having a life: Part-time Elimination Communication explained: http://godiaperfree.com/wp-content/uploads/2013/06/GDF005-Transcript.pdf
[3] Nocturnal enuresis: http://en.wikipedia.org/wiki/Nocturnal_enuresis
[4] Bauer, I. (2006). Diaper free: The gentle wisdom of natural infant hygiene (p. 199). New York, NY: Plume.
[5] Pediatric Nocturnal Enuresis (Bedwetting): http://www.nafc.org/bladder-bowel-health/bedwetting-2/bedwetting/#PediatricPrevalence

January 31, 2014

0-18 Aylık Bebekler İçin Tuvalet İletişimi — Bölüm 4

6N 1K: Ne Zaman?

Geçen yazıda, her bebeğin (ve aslında tüm insanların) tuvalet ihtiyacı duyabileceği evrensel zamanlardan bahsetmiştik. Bu evrensel zamanlar:
  1. Uykudan uyanınca
  2. Uzun süre bir yerde oturmak durumunda kaldıktan sonra
  3. Banyodan sonra
  4. Bez değiştirirken
  5. Yemekten sonra
idi. Bu yazıda bebeğimizle başka hangi zamanlarda tuvalet iletişimi kurabileceğimizden bahsedeceğim.


Bebeğinizin kendine özgü zamanlaması

Her bebeğin tuvalet ihtiyacı duyabileceği evrensel zamanlar dışında bir de kendine özgü zamanlaması vardır. Bu zamanlama, bebeğin idrar torbasının büyüklüğü gibi fizyolojik etkenlere göre değişiklik gösterebileceği gibi, ne kadar sık beslendiği, nasıl beslendiği, hava sıcaklığı gibi dışsal etkenelere göre de değişiklik gösterebilir. Bebeğinizin belli bir beslenme ve uyku rutini varsa, bebeğinizin kendine özgü zamanlamasını bir yere not edip bu zamanlarda da tuvalet teklif edebilirsiniz.

Peki bebeğinizin kendine özgü zamanlamasını nasıl öğreneceksiniz? Aslında bebekler bu zamanlarda da sinyal verirler ama bebeğinizin sinyallerini algılamakta güçlük çekiyorsanız, hem sinyallerini anlamak için, hem de bebeğinizin kendine özgü zamanlamasını gözlemlemek için yapılabilecek en iyi şey bezsiz zaman geçirmektir.

Bezsiz zaman
Tuvalet iletişimi / Bezsiz Bebek ile ilgili kaynakların tümünde "bezsiz zaman"ın öneminden bahsedilir. Genellikle Amerika'lıların kaleme aldığı bu kaynaklar, bizim toplumumuza pek hitap etmez. Türkiyeli bir annenin en korktuğu zaman bezsiz zamandır kanımca. Bezsiz kalma korkusuyla kutu kutu bezler depo edilir daha çocuk doğmadan. Aslında sanırım stoklama tüm alanlara tezahür eder (bkz. bayram öncesi market rafları) ama bu bez daha bir önemlidir bizim toplumumuzda. Tabii bezsiz kalmaktan daha büyük bir korku vardır ki bütün korku filmleri birleşse bile, bu korkunun yanında hiç kalır Türkiyeli bir anne için. Evet bildiniz siz onu, BÜK, yani "bebeği üşütme korkusu," çok yakında sinemalarda! Fragmanda anneanne ve babaanne "hasta ettin bebeği!!!" diyerek annenin üzerine yürür, kafası bük-ülmüş annenin kolunu da bük-erler ve anne çığlık çığlığa uyanır. Aslında her şey bir rüyaymış.

Evet rüyadır bu BÜK, çünkü bebek üşümekten hasta olmaz, virüsten, bakteriden olur[1]. Ayrıca her hastalık bağışıklık sistemini güçlendirir. O yüzden bebek üşümesin diye 18 kat giydirmeye gerek yoktur. Diğer ucunu (çok soğuk havada t-shirtle saatlerce dışarıda gezmek) yazmıyorum bile çünkü bu şekilde çocuğunu sokağa çıkaracak bir anne henüz doğmamıştır zaten, buna eminim. Ayrıca bebekler milyonlarca ter bezi ile dünyaya gelir ve yaşadığı yerin sıcaklığına göre ilk 2 yılda ter bezleri kendilerini ayarlar[2]. Çok soğuk bir yerde yaşıyorsa, ısı kaybetmemek için ter bezlerinin büyük bir kısmı kapanır, sıcaksa tam kapasite çalışmaya devam eder. Eğer bebeğinizi ilk 2 yıl çok kalın giydirirseniz, sonrasında hep üşümeye devam eder. Ama aslında soğuk havadan değil, üşür diye dışarı çıkarmayarak ve dışarısı soğuk diye iyi bir şekilde havalandırılmamış evin içerisinde kuru havaya hapsederek hasta edebiliriz bebeklerimizi. Çünkü kuru hava, özellikle influenza virüslerinin bir numaralı tercihidir[3]. Kuru havalarda, dar mekanlarda insanları öksürtüp hapşırtarak çok daha kolay bir şekilde yayılır bu virüsler.

Konumuza dönecek olursak, bezsiz zaman korkulacak bir zaman değildir aslında. Gerçi, ben de Türkiyeli bir anne olarak başlangıçta çok direndim, kabaca b.ka batmak istemiyordum. Neyse ki BÜK'ün belini ilk bebeğimde bükmüştüm. Bir de bebeğim bezliyken de tuvalet ihtiyacı olduğunu anlayabiliyorum diye düşünüyordum. Ayrıca bebeğimin tuvalet zamanlarını iyi biliyordum, o yüzden de gereksinim duymamıştım. Amma velakin bir süre sonra bebeğimin kendine özgü zamanlaması değişti ve ben de zamanla bezsiz zaman geçirmenin nasıl yapılacağını öğrendim. Ve de nasıl yapılmayacağını…

Örneğin, bir gün yemek sonrası sofrayı toplamaya dalıp o sırada 11 aylık olan (ç)işini-bilir-bebeğimi bezsiz bıraktığımda başıma komik bir olay geldi. (Ç)işini-bilir-bebek içeri gidip sonra bana geri geldi. Kucağıma aldığımda altı ıslaktı. Yerlere bakarak, gittiği yolun izini bulmak çok zor olmadı. Çiş damlalarını takip ettiğimde beni tuvaletteki gölete götürdü. Evet, tuvaletini yapmak için doğru odayı bulmuştu ama doğru yere isabet ettirme konusunda anladım ki daha çok işimiz vardı. 

Şaka bir yana, bezsiz zaman geçirmek bebeğinizin doğal ritmini öğrenmek için çok önemlidir. Örneğin kalktıktan ne kadar zaman sonra çiş yapıyor, yemekten ya da emmeden ne kadar zaman sonra kaka yapıyor, bezsiz zaman geçirerek bunları kolayca gözlemleyebilirsiniz. 

Bezsiz zaman, yukarıdaki anekdottan da anlaşılacağı gibi bebeğinizi bezsiz olarak ortalığa salmak değildir. Bu şekilde bebeğinize istediği yere, istediği gibi çiş/kaka yapmasını öğretebilirsiniz istemeden. Bu yüzden bezsiz zamanı, sorumlu bir şekilde yapmak, bu zamanlarda tamamen bebeğinize odaklanmak çok önemlidir. Yoksa benim gibi yerdeki çiş damlalarını takip ederek oluşturduğu göleti, yolda bıraktığı izleri, bebeğinizin çiş olmuş bacaklarını ve poposunu temizlemekle daha çok vakit kaybedebilirsiniz. 

Bezsiz zaman geçirmenin iki amacı vardır: birincisi, bebeğinizin sinyallerini gözlemlemek; ikincisi de, bebeğinizin kendine özgü zamanlamasını, doğal ritmini gözlemlemektir. Bunun için hem kendinizi tamamen bebeğinize verebileceğiniz, hem de bebeğinizin tuvaletini yapmasının kuvvetle muhtemel olduğu zamanları seçmenizde fayda vardır. Bu zamanlar, genellikle uykudan kalktıktan sonra ya da yemek saatinden sonradır. Bir kağıda ya da kafanıza not alarak, bebeğinizin tuvalet ritmini kolayca öğrenebilirsiniz. Ancak bu not tutma işini ilk 3 ay yapmanızı pek tavsiye etmem. Çünkü ortaya yandaki gibi bir tablo çıkabilir. Çiş yapma sayısını not etmek için evdeki kağıtlar yeterli olmayabilir, bilgisayarınız çökebilir, beyniniz göçebilir.   

Neyse ki, 3 aydan sonra bebeklerin idrar torbaları biraz daha büyüdüğü için çiş yapma sıklığı azalır. Biraz daha başedilebilir ve makul boyutlara gelir. O zaman çıldırmadan bezsiz zaman geçirmeyi deneyebilirsiniz. Örneğin, uykudan kalktıktan ne kadar süre sonra ilk çişini yapıyor, bu ilk çişinden ne kadar süre sonra ikinci çişini yapıyor ya da yemek yedikten kaç dakika sonra kakasını yapıyor, kaka yaptıktan ne kadar süre sonra çişini yapıyor. Eğer bunları not edebilirseniz, bu zamanlarda bebeğinize dikkat ederek tuvalet ihtiyacını karşılaması için yardımcı olabilirsiniz. Bu zamanları bilmek, sinyallerini daha rahat gözlemlemenizi de sağlar. Başlangıçta biraz ekstra çaba gerektirebilir ama bir süre sonra tuvalet ritmini ve sinyallerini daha rahat anlayacağınız için bu çabaya değer. Yalnız bezsiz zamanı bir kere yapmak yeterli olmaz. Bunu birkaç gün üstüste, günde 1-2 saat yapmak gerekir. Bir de bebeklerin ritmleri büyüdükçe değiştiği için eski zamanlama işe yaramadığında tekrar yapmak gerekir. 


3 aydan büyük ve henüz hareket edemeyen bebeklerle bezsiz zaman geçirmek görece kolaydır. Bunun için altına su geçirmeyen bir örtü serip gözlem yapabilirsiniz. Eğer siz de BÜK'üklerdenseniz, bacaklarına baba çorabı giydirebilirsiniz. Eğer etrafın batmasından korkuyorsanız, altını ıslattığını kolayca gözlemleyebileceğiniz bir şeyler giydirebilirsiniz. Örneğin, bir havluyu sumo stilinde bağlayıp minik güreşçinizi meydanlara salabilirsiniz. Böylece hem etraf batmamış olur, hem de çişini yaptığını hemen görebilirsiniz. 

Hareket eden bebeklerle bezsiz zaman geçirmek için biraz daha dikkatli olmanız gerekebilir. Gittikleri her yere, her an çiş yapma potansiyeline sahiptirler. Kakayı gözlemlemek daha kolaydır, çünkü kaka için ya bir yere tutunur ya da çömelme pozisyonuna geçerler. Kaka yaptığını farkettiğiniz anda tuvalete tutabilirsiniz. Çiş için de aynı şey geçerlidir. Zaten çiş yaptı diye düşünüp temizleyip üstünü değiştirmeye başlamadan önce tuvalete tutmayı deneyebilirsiniz. Tuvalete tutulmaya alışmış bebekler, genellikle idrar torbalarının tümünü boşaltmazlar, kaçırmış gibi azıcık yaparlar; tümünü boşaltsalar bile, alıp tuvalete tutmak onlara çişin tuvalete yapılması gerektiği mesajını verir. Ve her seferinde tuvalete tuttuğunuzda ya da lazımlığa oturttuğunuzda, bir süre sonra kendisi gidip bu ihtiyacını tuvaletin ya da lazımlığın yanında karşılayacaktır. Ama her zaman isabet ettiremeyecektir o ayrı :) 

Resim: http://crappypictures.com/



Gelecek bölümde: Ne zaman?: Sezgisel zaman ve Aydede çıktığı zaman (gece tuvalet iletişimi)

Tuvalet İletişimi Facebook Grubu

Not: Bu yazı ilk kez Bebek Yapım Bakım Onarım sitesinde yayınlanmıştır.